BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
İmam Hüseyin’e gözyaşı dökmek yani; daha kundakta şehadet haberi gelen mazlum’a edilen zulümlerin dile gelemeyişi, yanan kalbin sakinliği. Başsağlığı vermek Hz. Zeyneb(s.a)’ya, ortak olmak ceddine kan ağlayan Hz Mehdi (a.s)’ın acısına.. Tarifi olmayan bir duygudur İmam Hüseyin (a.s)’ın meclisinde oturmak, sine vurup gözyaşı dökmek. Kuşkusuz Hz. Adem’den bu yana tüm Peygamberler, İmamlar ve dünyada olan tüm canlı ve cansız varlıklar gözyaşlarını İmam Hüseyin’e akıtmışlardır. Şükürler olsun ki günümüzde de İmam Hüseyin(a.s) için dünyanın her yerinde ezadarlık meclisleri düzenlenmekte ve insanların bu meclislere ilgileriyle, gözyaşlarıyla adı her geçen gün daha da fazla yaşatılmaktadır. Peki sadece ağlamak, yeterli midir Hüseyni olmaya? Hüseyni olmak Muharrem ayında mazlum İmamımızın meclisinde oturup sadece ona gözyaşı dökmek değil; bununla beraber İmam (a.s)’ın ne ile mücadele ettiğini, neyin karşısında durduğunu anlamaktır. Bizler meclislerde bize söylenenleri uygulayarak gerçek anlamda İmam Hüseyin’in taraftarlarından, onu sevenlerden olabiliriz. Marifet bundadır. Karıştırmamalıyız gözyaşı dökmenin fazileti ve Hüseyni olmanın faziletini. O şahsiyetleri örnek alarak hayatımızı şekillendirmeliyiz. Kendimize esarette dahi gece namazını kaza etmeyen, saçının tek bir teli görünmeyen Hz. Zeyneb’i rol model almalıyız. Onlar bizleri, bizden daha çok düşünürken kırmamalıyız Hüseyin (a.s)’ın canının kalbini.
Şairin de dediği gibi;
‘Sen Zeyneb’in kalbini ne bilirsin.
Zeyneb’in kalbini atlar çiğnedi..’
Zehra Çiftçi