SORU-CEVAP

Cevap: Ehlibeyt mektebinde usuli din (inanç esasları) 5 tanedir.
1) Tevhid: Allah’ın varlığına, birliğine eşinin ve benzerinin olmadığına inanmaktır.
2) Adalet: Yaradan adildir onda hiçbir mahlukuna karşı zulüm olmaz.
3) Peygamberlik (nübüvvet): Allah tarafından 124 bin peygamber gönderilmiştir. İlki Hz. Adem ve sonuncusu Hatemul enbiya Hz. Muhammed’dir (s.a.a.).
4) İmamet: Hz. Peygamber efendimizden sonra Hz. Muhammed’in (s.a.a) halifeleri vasileri olarak Allah tarafından seçilip tayin edilen ve belirlenen 12 kişidir. Birincisi Hz. İmam Ali (a.s.) ve sonuncusu Hz. İmam Mehdi’dir (a.s.)
5) Meat (Ölümden sonraki yaşam): Cennetin, cehennemin ahirette hesap ve kitabın olduğu ve bütün insanlar öldükten sonra mahşerde toplanarak hesap vererek ceza ve mükafatlarını alma inancıdır.
İnanç esaslarının dışında kalan ilahi emir ve hükümlere füru-u din denilmektedir. Buna göre bir Müslümanın yapması gereken bütün ilahi teklif ve hükümler dinin fer-i öğretileri olarak belirtilmiştir. Ancak bu ilahi öğretiler içerisinde aşağıda verilen maddeler daha fazla önem arz etmektedir. Bunlar:
1- Namaz
2- Oruç
3- Hac
4- Zekat
5- Hums
6- Cihat
7- İyiliği Emretmek
8- Kötülükten Sakındırmak
9- Tevelli, yani Allah’ın, Peygamber’in ve Ehlibeyt’in dostlarıyla dost olup onları sevmek.
10- Teberri, yani Allah’ın, Peygamber’in ve Ehlibeyt’in düşmanlarıyla düşman olup, onları sevmemektir.
Furu-u din sadece yukarda verilen maddelerle sınırlı değildir. Bütün ilahi hükümler Furu-u dindir.
Kelime-i şehadet getirip ve onun içeriğine inandığını söyleyen herkes Müslümandır. Kelime-i Şehadet iki cümleden oluşur.
1- Eşhedu enla ilahe illallah
2- Ve eşhedu enne Muhammed’en resulullah
Anlamı: İnanıyorum ve tanıklık ediyorum Allah’ın tek olduğuna ve Hz. Muhammed’in onun elçisi olduğuna.
Kelime-i Şehadet getirerek Müslüman olduğunu ilan eden bir Müslümana karşı Müslümanların vazifesi üç şeydir. Onun canını, malını ve namusunu korumaktır.
Ehlibeyt’in (a.s.) adları, unvanları Allah’ın emri ile Hz. Peygamberimiz tarafından açıklanmıştır. Hz. Peygamberimiz defalarca kendisinden sonra 12 halifesinin, vasisinin, varisinin olduğunu söylemiştir ve bunları birer birer adları ve lakapları ile açıklamıştır. Özellikle bütün İslam camiasında meşhur olan hadis “On ikinci imam ve halife o bana benzemektedir adı benim adımdandır ve künyesi benim künyemdendir.” buyurmuştur.
Bu sorunun cevabını birçok açıdan açıklamak mümkündür, ancak biz burada herkesin kabulü olan bir örnekle cevaplayacağız, eğer herkes evini güneşe doğru yapsa acaba bunun güneşe bir faydası var mıdır, güneşe hiçbir faydası yoktur veya herkes evini güneşe ters yapsa bunun güneşe bir zararı var mıdır, bununda güneşe hiçbir zararı yoktur. Ancak evimizi güneşe doğru yaptığımız zaman biz güneşin ışığından enerjisinden faydalanmış oluyoruz.
Evet bütün insanlar Allah'a ibadet etse bunun Allah'a hiçbir faydası yoktur, ve eğer bütün insanlar Allah'ı inkâr edip ve Allahtan yüz çevirse bunun da Allah'a hiçbir zararı olmaz .Bu hakikati yüce Allah Kur-ân’ da beyan etmiş ve şöyle buyurmuş yer yüzünde bulunan herkes onu inkâr etse bunun Allah'a hiçbir zararı olmaz çünkü Allah ihtiyaçsızdır ve ganiyyimutlaktır. O hâlde bizim Allah'a yüz çevirip ona ibadet etmemiz onun lütfundan, rahmetinden faydalanmanızı sağlar biz her an ve her şeyimizde ona muhtacız.
Bir çocuğun emniyet ve güvende olması, her zaman elinin anne ve babasının elinde olmasıyla mümkündür. Anne ve babasından elini çekip onlardan uzakta olan bir çocuğun hırsızlar tarafından çalınması çok kolaydır. Çocuğu herhangi bir şeyle aldatıp çalabilirler. Bu çocuk örneğinde olduğu gibi, bizimde elimiz Allah'ın velilerinin elinde olduğu sürece emniyet ve güvende oluruz. Şeytanlar, bozuk insanlar bizi Allah'tan, haktan ve hedefimizden uzaklaştıramaz. Ancak elimizi imamların elinden çektiğimiz vakit bizi değerlerimizden kolayca uzaklaştırırlar. Bu hakikati yüce Allah Hadisi Kutsi'de peygamber efendimize bildirmiştir. Hadisi Kutsi'de şöyle geçiyor: "Ebu Talib'in oğlu Ali'nin velayeti benim kalemdir, benim kalemin içine giren herkes benim azabımdan eman ve güvendedir." Bu ilahi sözde Yüce Allah çok net bir şekilde beyan etmiştirki eliniz imam Ali'nin elinde olduğu sürece yaşamınızda her daim onun emir ve hükümlerine itaat ettiğiniz sürece, şeytanların sizi Allah'tan ve haktan saptırması mümkün olamaz.
Marufa emr edip münkerden nehy etmek iki kısımdır. Birinci olarak bütün Müslümanların görevidir, ikinci noktaysa emri bil maruf ve nehyienil münkeri bir kısım yerlerde özel bir grubun görevidir. Bu iki konunun ikisine de Kuran değinmiştir. Burada Kuran’ı ayetleri gündem etmeden sade bir örnekle konuyu açıklayalım. Örneğin trafikte ters istikamette hareket eden bir araca bütün şoförlerin sinyal ve kornayla tepki göstermesi gerekmektedir. Ancak bu aracı durdurup yaptığı hatasından dolayı ceza kesmek polisin görevidir. Bu örnekte gördüğümüz gibi hem genel uyarı var hem özel uyarı var.
Yüce Allah Enam suresi 160. ayette şöyle buyuruyor: Herkes güzel bir işle gelirse 10 kat mükafatı vardır. Ayeti doğru okumamız gerekiyor. Aslında ayet bize şunu demektedir: “Önemli olan kıyamete hayırlı iş getirmektir, dünyada onu yapmak değil. Bir şeyi yerine ulaştırmak önemli ve değerlidir. O şey yol ortasında kaybolup zayi olursa hiçbir değeri yoktur. Dünyada yapılan hayır sayılan işlerin bir çoğu da maksadına ve hedefine ulaşmamaktadır. Çünkü kimi zaman işin başlangıcında riyakarlık olabilir ve ilahi hedef amaçlanmamaktadır. Ya işin ortasında işi yapan bencillik ve kibre bürünmüş oluyor veya iş bittikten sonra öyle bir günah işleniyor ki o hayırlı işin bütün izleri kayboluyor. İşte bu açıkladığımız hususları göz önünde bulundurursak şunu görüyoruz ki hayır iş yapılmış ancak maksadına ulaşmamıştır. Ve yüce Allah’ın bizden istediği kıyamete hayır işini getirmektir. Getirenin 10 mükafatı vardır. Ancak dünyada hayır iş yapmışsa ve onu bozup berbat etmişse onun bir mükafatı yoktur.
Bu hadisin yorumu şöyledir: La ilahe illallahı söylemekten maksat sadece bu kelimeleri telaffuz etmek değildir. Burada asıl maksat insanın hak olan tevhit akidesini elde etmesidir. Yani varlık aleminde bir tek mabut, sığınak ve rab vardır ondan başka sığınacak hiçbir şey yoktur. Bu inancı kalbinde ve vücudunda öyle hissetmelidir ki hayatın her anında Allah’ın iradesi ve izniyle yaşamında inanmış olsun. İşte bu cümle böyle bir inanca sahip olmanın ifadesidir. Yoksa bir insanın kalbine ve hayatına Allah hükmetmiyorsa sadece bu kelimeyi dilde söylemesi onda hiçbir etki bırakmaz.
Bu sorunun birçok cevabı vardır. Bu soruya öncelikle bir hadisle yanıt vermiş olalım. Vesailu Şia kitabının 1 ci cilt 72 ci sayfasında yüce Allah şöyle buyuruyor: “Ben en iyi ortağım. Amel yapan bir kimse ben ve benden başkası için bu ameli yaparsa ben kendi hissemi bana ortak koştuğu kimseye veriyorum ve mükafatını o kimseden alsın.” Evet, Allah’la beraber bir başkasını da niyetine dahil etmek ilahi makama ihanettir. Örneğin biri size ben seni ve bu taşı seviyorum derse bu size ihanettir ve sizi aşağılamaktır veya bu yemeği sana ve kedime hazırladım derse bu da aşağılamaktır. Ayrıca Allah’ın emirlerini yapmaktaki amaç insanın gelişmesi ve kemale ulaşmasıdır. Şirk veya riya insanın çöküşüdür. Bunu bir örnekle pekiştirmiş olalım. Bir bilim adamı şöyle bir öykü anlatıyor: Uçağa binmiştik, sonra uçağın bütün yolcularını indirdiler ve uçaktaki bütün eşyayı da indirdiler. Niçin bunu yapıyorsunuz diye sordum, dediklerine göre uçakta bir fare görünmüş. Sordum ki yani bir fare görünmüş diye uçak kalkmayacak mı? Söylediler evet kalkmayacak çünkü uçak böyle havalanırsa ve bu fare kablolardan birini ısırarak pilotla kulenin irtibatını kesebilir ve bu da uçağın düşüş sebebi olur. Bu örnekte olduğu gibi insan oğlunun Allah’tan başkasına yönelmesi Allah’la irtibatını kesmesine sebep olur. Onun içindir ki bütün amellerimizi sadece ve sadece Allah adına yapmak zorundayız.
Örtünmek her zaman mahremiyetten dolayı değildir. Bazen insan edep ve saygıdan dolayı giyim kuşamını değiştiriyor. Örneğin insan evinde sade giysisiyle pijamasıyla oturur. Ancak evine bir misafir geldiği zaman misafirin ihtiramına daha uygun bir elbise giymiş oluyor. Ve Allah’ın huzurunda olmak daha edepli ve saygılı olmayı gerektirmektedir.
Kuran’ı Kerim, namaz ibadetinin bütün dinlerde var olduğunu açık bir şekilde beyan ediyor. Örneğin, Hz. İsa’nın (a.s.) dilinden Meryem suresi 31. ayeti kerimede “Rabbim bana namazı tavsiye etmiştir” buyrulmaktadır. “Taha suresi 24. ayeti kerimede yüce Allah Hz. Musa’ya hitap ederek “Namazı ikame et çünkü namaz beni anmaktır.” buyurmaktadır. Hz. Musa’nın kayınpederi olan Hz. Şuayp hakkında Hut suresi 83. ayeti kerimede yine onun namaza emr olduğunu görmekteyiz ve bu yüce peygamberlerden önce, onların atası olan Hz. İbrahim’in (a.s.) namazla ilgili “Rabbim beni ve benim zürriyemi namazı ikame edenlerden karar kıl” isteğinde bulunduğunu görüyoruz. Hikmetin babası olan Hz. Lokman, Lokman suresi 17. ayeti kerimede oğluna hitaben “Aziz oğlum namazı ikame et, marufa emr et ve münkerden sakındır” tavsiyesi geçmektedir. Namazın bütün dinlerde var olduğunu ve net bir şekilde Kuran’da yer aldığını görmekteyiz.
İmam Ali’nin (a.s.) namazla ne kadar iç içe olduğunu Hz. Ali’yi tanıyan dost ve düşman herkes bilmektedir. Bunun kendi hükümeti döneminde namazı ne kadar önemsediğini Malik Eşter’e namazla ilgili yaptığı tavsiyede açık bir şekilde beyan etmiştir ve şöyle buyurmuştur: “Vakitlerinin en değerlisini namaz için karar kıl ve şunu bil ki senin bütün işlerinin değeri namaza tabidir.” (Nehcül Belage 53. Mektup.)
a)Bu sorunun onlarca önemli yanıtı vardır. Biz burada birkaç tanesini açıklayacağız. Namaz niçin bu kadar önemsenmiştir sorusuna vereceğimiz en önemli cevaplardan bir tanesi namaz Allah’ı anmak ve Allah’la beraber olmamızı sağlar. Namaz, dilimiz, kalbimiz ve bütün uzuvlarımızla Allah’ı zikretmemizi sağlar. Abdest aldığımız zaman başımızın üzerini ve ayaklarımızın üzerini mesh ediyoruz. Secdeye gittiğimiz zaman bütün vücudumuzla Allah’ın huzurunda yere kapanıyoruz, rüku yaptığımızda belimizi bükerek Allah’ın önünde eğilmiş oluyoruz. Tekbir getirdiğimiz zaman ellerimizi yukarıya kaldırarak Allah’a teslimiyetimizi ifade ediyoruz. Böylece namaz tepeden tırnağa kadar bütün vücudun Allah’ı zikretmesi ve Allah’a teslim olmayı gerçekleştiriyor.
b)Namazın sırlarından bir başkası veli nimetimiz olan Allah’a teşekkür etmektir. Kuran’ı Kerim’de yüce Allah şöyle buyuruyor: “Sizi ve sizden öncekileri yaratan Allah’a ibadet edin kul olun.” Namaz Allah’a teşekkür etmenin en güzel şeklidir. Çünkü namaz bizi her daim ıslah eden bir ibadettir.
c)Namaz, iblis ve nefsimizle mücadele şeklidir.
d)Namaz, insanın imanının ölçüsüdür. Yüce Allah Bakara suresi 45. Ayeti kerimede şöyle buyuruyor: “Namaz, Allah’a karşı huşusu olmayanlar için ağır bir yüktür, çetin bir iştir.”
Namaz çeşidi çok olan önemli bir ibadettir. Bir açıdan vacip ve sünnete ayrılıyor. Vaciplerin kendi içinde kısımları vardır ve vacip olan kısımlar 6 tanedir:

1) Günlük namazlar
2) Ayet namazı
3) Cenaze namazı
4) Kabe’yi mükerremenin vacip tavafının namazı
5) Adak, ahit ve yemin yolu ile insana vacip olan namazlar
6) Anne ve babanın kılamadığı ve kazaya bıraktığı namazların büyük oğluna vacip olması
Sünnet namazların çeşidi bir hayli çoktur. Bunlardan en öne çıkanlardan birkaç tanesini sıralayacak olursak:
1) Günlük vacip namazların sünnetleri
2) Gece namazı
3) Kadir gecelerinin namazı
4) Bayram namazları
5) Caferi Teyyar namazı
6) Gufeyle namazı…..
Eğer bir insan gerçek anlamda namaz ehli ise namaz onu günahtan uzaklaştırır. Çünkü Allah namazın önemini anlatırken Kuran’ Kerim’de şöyle buyuruyor: “Gerçekten namaz insanı hayasızlıklardan ve kötülüklerden alı koyar”. (Ankebut suresi 45. ayeti kerime)
Dini öğretiler üç kısımdır.

1) Usul-i din (dini ve mezhebi inançlar, tevhit, adalet, nübüvvet, imamet ve meat) araştırma esasına göre olmalıdır.
2) Ahlaki meseleler ki dini öğretilerde Kuran ve hadislerde açıklanmıştır veya beyan edilmiştir.
3) Furu-i din, şeriatta yapılması ve yapılmaması gereken şeylerdir. Bunlara şeri hükümler adı verilmektedir. Bir başka deyimle vacipler, haramlar, mekruhlar, müntahaplar ve mubahlardır.
Dini hükümleri doğru bir şekilde yerine getirmek için üç yol vardır.

1) Kişinin kendisinin müçtehit olması
2) Bütün şartları taşıyan bir müçtehite taklit etmesidir
3) İhtiyata göre amel etmesidir
Bu üç maddenin içerisinden, normal halkın görevi şartları taşıyan bir fakihe (müçtehite) taklit etmesidir.
İnsanlar hangi zaman ve mekanda olursa olsun bilmedikleri şeyleri işin uzmanından sorarlar. Müçtehit ve alimler hasta oldukları zaman, doktordan reçete alır ve doktora taklit ederler. Buna göre taklit insan tarihinde geçmişi olan bir meseledir. Biz ilahi hükümleri tanımada dini tanıyan birine müracaat etmemiz gerekiyor, nasıl ki diğer alanlarda o alanın uzmanına müracaat ediyorsak. Kuran’ Kerim’de Nehl suresi, 43. ayette yüce Allah şöyle buyuruyor: “Eğer bilmiyorsanız, zikir ehlinden sorun.” Bu ayetin beyanı her alimden sormamız gerekiyor. Belki öyle alimlerden soralım ki, Allah’ı anan olsun, ilahi takvası olsun, bildiklerini unutan olmasın. Hadislerin beyanında, taklit edeceğimiz kişi en üstün bilgiye sahip olmasıyla birlikte adaletli olması, heva ve hevesine uymaması ve diğer bir kısım şartları taşıması beyan edilmiştir.
Allah rızası için yapılan her iş ibadettir. Her ne kadar normal iş bile olsa. Örneğin bir babanın çocuğunu iyiliğe teşvik etmek için ona aldığı hediye bile ibadettir. Bir hocanın kitap çalışmasında ki hedef maddi olarak bir kısım çıkarlar elde etmek ise onun sadece yaptığı bu iş maddi bir renk oluşturur. Ancak yaptığı bu çalışmayla insanları eğitmek, öğretmek ve insanlara yardımcı olmak ise her ne kadar bu çalışmanın karşılığında maddi bir gelirde elde etse bunun bu işi ibadettir. O zaman ibadet sadece belirli manevi hükümlere sınırlı değil, Allah rızası için meşru olan her işi yapmak ibadettir.
Bazen tek bir virüs veya mikrop insan bedenine dahil olur ve bedenin tamamı felç olur. Bazen bir kıvılcım ateş bir bölgeyi yakıp kül eder. Bazen bir haset (çekememezlik) Hz. Yusuf’un öldürülmesine sebebiyet verir. Bazen haram lokmaya ulaşma isteği veya bir koltuk elde etmek hevesi insanı İmam Hüseyin (a.s.)’ı öldürecek kadar cesaretlendirmiş olur. Genel olarak her günah daha büyük bir günahın işlenmesine zemin hazırlar. İmam Ali (a.s.) Kumeyl duasında yüce Allah’a şöyle yakarışta bulunmuş: “Allah’ım ismet ve temizlik perdesini parçalayan günahları benim için bağışla.”
Bu evren de Allah iki çeşit kanun koymuştur. Bir kısım kanunlar, yarattıkları mahlukat içindir. İkinci kısım kanunlar ise kendisi için belirlediği değişmeyen kanunlardır. Bunların adına ilahi sünnet veya sünnetullah denilmektedir. Örneğin, Yarattığı bütün varlıklara rızık ulaştırma kanunu, İnsanları hidayet etme kanunu, İnsanların amellerini hesaba çekme kanunu, Peygamberlere destek verme kanunu, Bütün kainata karşı rahmet kanunu, Halk için belirlediği kanunlara şeri hükümler veya ilahi teklifler denilmektedir.
Yere, toprağa, taşa ne kadar baksak bunları laboratuvarlarda denesek bile, bunlarda yerçekimi adlı bir güç görmemiz mümkün değildir. Ancak ağaçtan düşen bir elmayla yer çekim gücünü fark ediyoruz. Buna göre var olan her şeyi gözümüzle görmek şart değildir. Yer çekim gücünü duyu organlarımızla algılamamız mümkün değildir. Fakat onun izlerinden yer çekim gücünün var olduğunu biliyor ve inanıyoruz. Nasıl ki insanlarda var olan bilgiye, yeteneğe, hünere onların söylem ve eylemlerinden ve yaptıkları işlerin sonuçlarından haberdar olduğumuz gibi.
Hadislerimizde geçen, her işe başlarken önce Allah’ın adını zikredin, buyruğu bir çok açıdan manalı ve faydalıdır. Her şeyden önce o işin hayırlı olması ve Allah’ın yardımıyla o işi sonlandırma kast edilmiştir. Bunun için Kuran’ı Kerim’de diğer ilahi elçilerinde ümmetlerine bu desturun verildiğini görmekteyiz. Örneğin, Hz. Nuh (a.s) kendi yaranına diyor ki: “Bizim gemimizin hareketi ve duraklaması Allah’ın adıyladır.” Veya Hz. Süleyman (a.s) göndermiş olduğu mektubunda Allah’ın adıyla başladığını görmekteyiz.
Bütün dinlerde: Tevhide (tek olan Allah’a tapmaya davet edilmiştir.) Mead (ahiret inancı) bütün peygamberlerin uyarısıdır. Hakkı kabul etmek Adaletli olmak Takvaya riayet etmek Bütün insanlara karşı insaflı olmak Anne babanın karşısında her daim mütevazi olmak Nasıl ki namaz, oruç, zekat, marufa (doğruya) emretmek, münkerden (kötüden) alı koymak, cihat bütün dinlerde var olan ortak hükümlerdir.
Bakara suresi 62. ayetin beyanı her toplumun kendi zamanında var olan peygambere iman etmesi ve salih ameller işlemesi o toplumun korunma sebebidir ve onların ahiretinde bir sorun yoktur. Ancak yüce İslam peygamberinin gelmesiyle bu yüce peygamberi ve onun getirmiş olduğu İslam ayinini bilinçli olarak reddedenler Allah’ın kahır ve azabıyla beraber olacaklar.

Welcome Back!

Login to your account below

Retrieve your password

Please enter your username or email address to reset your password.


Warning: array_sum() expects parameter 1 to be array, null given in /home/ehlibey2/public_html/wp-content/plugins/jnews-social-share/class.jnews-social-background-process.php on line 112