Ebü’l-Hasan Ali bin Musa er-Rıza sekizinci imamımızdır. En meşhur lakabı “Rıza” ve “İmam Rıza” olarak anılmaktadır. Künyesi Ebü’l-Hasan’dır.
Medine’de dünyaya gelmesine rağmen Abbasi halifesi Me’mun onu zorla Horasan’a getirtmiş ve ona zorla veliahtlık görevini vermiştir.
İmam Rıza (a.s) imameti süresince çok özel toplumsal şartlarla karşı karşıya kaldı. İşte bundan dolayı, İmam Rıza’nın (a.s) hayat tarzından birçok dersler çıkarabiliriz.
İstiyorum ki güncel olarak devam eden bir toplumsal soruna cevap bulalım İmam’ın hayatından. Hazreti İmam Rıza (a.s)’ın hayatı hakkında günümüz sorunlarına da ışık tutacak şu soru sorulabilir;
– İmam Rıza (a.s) Me’mun’un veliahtlık teklifini neden kabul etti?
İmam Rıza’ya (a.s) Veliahtlığın Önerilmesi ve İmam Rıza’nın (a.s) Kabul Etmemesi Şialara bir mesajdı.
Memun, İmam Rıza’yı (a.s) Merv’e getirdi ve veliahtlığı önerdi fakat İmam Rıza (a.s) reddetti. Memun’un, İmam Rıza’yı (a.s) ölümle tehdit etmesinin ardından, İmam Rıza (a.s) veliahtlığı şartlı olarak kabul etmek zorunda kaldı.
Eğer Şialar birazcık dikkat edecek olsalardı, neden İmam Rıza’nın (a.s) önce veliahtlığı kabul etmediğini ancak daha sonra şartlı kabul ettiğini yani kabul ediyorum fakat hiçbir şekilde devlet işine karışmayacağım, hükümetteki atamalara ve azletmelere karışmayacağım demesinden, olayın aslını anlayabilirlerdi.
Üstelik, İmam, hilafet (halife olma) teklifini kabul etmeyince, kendisini başka bir siyasi planla karşı karşıya buldu. İmam, halifeliği reddedince Memun bu sefer ona velayetini teklif etti. İmam, Me’mun’un kişisel hedeflere ulaşmak için bu teklifle geldiğini biliyordu; ancak Me’mun’un ısrarı ve tehditleri öyle bir boyuta ulaştı ki, İmam kaçınılmaz olarak onun önerisini kabul etti.
İmam Rıza (a.s) veliahtlığı kabul etmezse sadece canının değil; Şiilerin ve sevenlerinin de hayatı tehlikede olacaktı.
Söylenenlere ek olarak, İmam’ın kendisinin ve Şiilerin hayatını kurtarması gerekiyordu; Çünkü İslam ümmetinin onların varlığına ve bilincine şiddetle ihtiyacı vardı. Sorunları çözmede ve şüpheleri götürmede insanlara fener, yol gösterici ve destekçi olmak için kalmalıydılar.
Veliahtlığın kesin olarak reddedilmesinin, İmam’ı ve yandaşlarını mahvedeceği açıktır. Ayrıca İmam’ın (a.s) kabulü, Şiilerin yönetime katılımının Abbasiler tarafından bir nevi kabulüydü.
İmamın veliahtlığı kabul etmesinin bir başka nedeni de, insanların Ehl-i Beyt’i (a.s) siyasi arenada bulmaları ve onları unutmamaları. İddia ettikleri gibi Abbasilerin ehl-i beyt olduğunu düşünmemeleridir. İmamın vurgulamak istediği diğer nokta Abbasi âlimlerinden pratikte hiçbir zaman millet için çalışmayan alimler olabileceğini işaret etmekti.
Buna binaen İbn Arefe’nin İmam’a sorusunu örnek verebiliriz.
İbni Arefe: “Ey Allah Resûlü’nün oğlu! “Seni veliaht teklifini kabul etmeye ne zorladı?” diye sordu
İmam şöyle cevap verdi:
“Dedem Ali (a.s)’ın meclise girmeye zorlanması gibi aynı saikle.”
İmam da bu sorumluluğu kabul ederek herkese Me’mun’un gerçek yüzünü tanıtmış, niyet ve amaçlarını ortaya koyarak onun kötü niyetine işaret etmiştir.
Memun döneminde yaşanan fitneler İslam ümmetinin varlığını tehdit ediyordu. İmam da var olan bu sorunlara karşı bir plan yapmıştı. Şimdi sorunlardan bahsedelim:
1-Hükümdarın sapması
Tarihte en ufak bir dikkatle anlaşılacağı üzere, Emevi ve Abbasi hükümdarlarının ideolojik ve pratik olarak İslam’ın ilkeleriyle ne kadar çeliştikleri açıkken; halkı, İslam adı altında yönettikleri konusunda kandırarak ve kendilerini destekleyen çıkarcı alimlerle söylemlerini yükselterek oluşturdukları yeni sistemi sunmaları sonucu, artık başa çıkılması kolay olmayan İslam’ın doğru çizgisinden giderek artan bir açı ile geniş bir sapma oldu.
2- Paralı âlimler ve cebir doktrini
Hükümdarların “alim ” olarak adlandırdığı bir grup çıkarcı, “dini” hükümdarların istediği gibi kullanabilmeleri için İslami kavramları ve öğretileri hükümetleri memnun etmek için kullandılar. Bu paralı askerler, İslami inançlar arasında “kader” fikrine yer vermişler ve bu gayri meşru hükümdarların otoritesi ve yaptıklarını Allah’ın kaçınılmaz emri gibi sunmuş ve cebriye fikrini yaymışlardır.
Herkes için apaçık ki yozlaşmış bir fikir. Bu inanç, hükümdarların halkı daha kolay sömürmesi ve yaptıklarının Allah tarafından olduğunu iddia ederek kimsenin yargılamaya ve itiraz etmeye cesaret edememesi üzerine yaygınlaştırıldı.
İmam Rıza döneminde bu bozuk inancın ömründen bir buçuk asır geçmiş; Yani Muaviye’nin halifeliğinin başlangıcından Me’mun zamanına kadar süre gelen fesat yayılmıştı.
3-Kıyam’ın boykotu
Fesat rejiminin kendi kendini satan alimleri, baskıcı zalimlere karşı ayaklanmayı büyük bir günah olarak görmüşler ve aynı bahaneyle bazı büyük İslam alimlerini gözden düşürmüşlerdir. Bu yandaş alimler grubu, zalime karşı ayaklanmanın ve devrimin büyük bir günah olduğu fikrini dini bir inanç olarak gördüler ve yaydılar. Halkı böyle sindirdiler.
Tüm bu fitneler toplumda yayıla dururken İmam kendisine yapılan teklifi zorla kabul ettiğini defalarca dile getirerek ve şartlarını da sunarak toplumun inşası için her zaman aynı noktaya dikkatleri çekti: “Tevhit”
İlginçtir ki, imam o koşullarda dinin ve insan hayatının alt konularından hiç bahsetmedi; Namaz, oruç ve benzeri konularda hiçbir şey söylemediği gibi, insanları zühd ve âhiret üzerine tefekküre teşvik etmemiştir. İmam bu harika fırsatı kendi imametini vurgulamak için bile değerlendirmedi ve Merv’e siyasi bir geziye gitmesine rağmen siyasi veya kişisel meselelerini halkla asla tartışmadı. Bunun yerine İmam, halkın gerçek lideri olarak, herkesin dikkatini şimdiki ve gelecekteki hayatın en önemli konusu olan konuya çekti.
Evet, bu hassas koşullarda imamlar sadece “tevhid” meselesini gündeme getirdiler; Çünkü tevhid, milletleri her türlü sefalet ve ıstıraptan kurtaran erdemli bir hayatın temelidir. İnsan hayatında Tevhid’i kaybederse, her şeyini kaybetmiş demektir.
Merv’ deki bir konuşmalarında İmam Tevhid bahsini anlatırken,
“Tevhid kelimesinin de şartları vardır ve buna ben de dahilim.” buyurdular
Burada İmam başka bir temel konuya değindi; Yani, “tevhid” ile güçlü bir şekilde ilişkili olan “velayet”. Çünkü eğer bir millet erdemli bir hayat yaşamak istiyorsa, onun için akıllı ve adil liderlik sorunu çözülene kadar işleri asla çözülmeyecektir. Halk ‘velayet’e dönmezse dünya, Allah’a ait olan yasama hakkını gasp eden zalimlerin ve sömürgecilerin işgaline sahne olacak ve dünyayı bir sefalet, zulüm vadisine sürükleyecek, Allah’ın hükmünden başka hükümler uygulayarak zulüm sürüp gidecektir.
Merv’de İmam bu gerçeği vurgulayarak yüz binlerce insanın önünde Allah’ın emriyle kendisini “Müslümanların İmamı” olarak tanıttı.
Bu nedenle İmam, halk kitlelerini bilgilendirerek Me’mun’un en büyük hedefini ezdi; Çünkü Me’mun, İmam’ı Merv’e sürükleyerek Beni Abbas’ın ve yönetiminin meşru olduğunu iddia ettirmek istemişti. Ancak İmam bu planları ezerek Tevhid inancı ile velayet bağlantısını vurguladı.
İmam Rıza’nın hayatından örnek alarak, bugün günümüze uyarlayarak benzer sorunları yaşadığımızı, özellikle liderlik ve liderlerin paralı alimlerinin dayattığı cebriye konusunu fark edersek Tevhid’in gerektirdiği velayet çizgisini bulabilir ve siyasi, içtimai noktaları sağlıklı değerlendirebiliriz. Bunun sonucunda ise zamanın imamına kolaylıkla ulaşabiliriz.
Üstelik zulüm hep aynı yüzle, zalim yöneticiler hep aynı teknikle karşımızda.
Sena KILINÇ