AKIL VE VAHİ
‘Andolsun biz elçilerimizi açık delillerle gönderdik…’ (Hadid suresi, 25. ayet)
İnsanların hidayeti için peygamberlerin gönderildiğine inanmak inanç esaslarımızdan biridir. Bizler İslam ümmeti olarak ilki Hz. Adem (a.s) ve sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.a) olmak üzere yüz yirmi dört bin peygamberin gönderildiğine inanmaktayız. Hıristiyanlık, Yahudilik vs. dinlerde de peygamberlik inancı vardır.
Ancak burada insanın aklına şöyle bir soru gelmektedir: Acaba insanoğlu kendisine bahşedilen akıl vasıtasıyla yaşantısını sürdürmeye ve idare etmeye kadir değil miydi ki yüce Allah peygamberler göndermiştir? Nitekim materyalistlerin Allah, nübüvvet ve kıyamet inancı olmadığından peygamberlere ihtiyaç olmadığını söylerler. Allah, nübüvvet ve kıyamet inancı olanların içinde ise insan yaşamı için aklın tek başına yeterli olduğunu, dolayısıyla peygamberlere gerek duyulmadığını öne sürenler vardır.
Onlara göre, ilahi vahiy olmadan yani peygamberler gönderilmeden dünyada saadetli ve huzurlu bir yaşam sürdürebilir. Peki akıl tek başına yeterli midir?
AKLIN ÖNEMİ
İnsanı diğer canlılardan ayıran ve ona üstünlük veren özellik Allah’ın ona bahşettiği akıl ve düşünme gücüdür. İnsan bu güç sayesinde dünyada kendisine bir yaşam biçimi ve dünya görüşü seçebilmektedir. Hidayet ve tekâmül için de akıl önemli bir role sahiptir.
İslam dininin akıla verdiği önem tartışma götürmez bir husustur. Aklın önemi hakkında Kura’n-ı Kerim’deki ayetler, Hz. Muhammed (s.a.a) ve Onun tertemiz Ehl-i Beyt İmamlarından (a.s) gelen hadisler sayılmayacak kadar çoktur.
Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de: ‘Rabbinin yoluna hikmetle, güzel öğütle davet et ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.’ (Nahl suresi, 125. ayet) diye buyurmaktadır. Ayette geçen ‘Hikmet’ kelimesi salt akıl yürütmek ve inancını delillendirmek demektir. Yani yüce Allah, Peygamberine (s.a.a) dinini tebliğ ederken önerdiği üç yöntemden birisi akıl yürütmedir. Hakk, insanların aklına ve mantığına yatacak şekilde anlatılmalıdır. Ve bir şey insanın aklına yatarsa kalbine de yerleşir. Akıl ve mantığına yatan konularda insanın inancı sağlam olur. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.a) vehmi ve hayali öncüllerden değil akli ilkelerden faydalanarak, Hıristiyanların, Yahudilerin, müşriklerin ve materyalistlerin karşısına çıkardı.
Akıl, hadis-i şeriflerde insanın içindeki peygamber diye nitelenmiştir.
Müminlerin Emiri İmam Ali (a.s) ise peygamberlerin ortak siretinin insanların akıl hazinelerini ortaya çıkarmak olduğunu belirterek şöyle buyurmaktadır: ‘Peygamberler, insanlardaki akıl definelerini harekete geçirmek için gönderilmiştir.’ (Nehcü’l-Belağa, 1. Hutbe)
AKLIN YETERSİZLİĞİ
Akıl insan yaşamında bu kadar önemli bir role sahip olmasına rağmen yine de tek başına yeterli olamamaktadır. Çünkü:
a) Akıl sınırlıdır, insanın ihtiyaçları ise sınırsız. Sınırlı akıl, sınırsız ihtiyaçları gidermekte yetersiz kalır.
b) Akıl sınırlı olduğundan kendisi ve içinde yaşadığı evren hakkındaki bilgisi çok dar ve yetersiz kalır. Bu da insanın ve evrenin yaratılış hedefini anlamada ve sahip olması gereken doğru yaşam tarzını seçmede onu yetersiz kılar.
c) Nefsanî istekler, heva ve hevesler insan aklına hep galip gelmiştir. Böyle olunca insan dünyan malının ve şehvetin, öfkenin vb. gibi ahlaki rezaletlerin etkisinde kalmış ve sonuç olarak yeryüzünde bozgunculuk yapmasına ve zulüm etmesine neden olmuştur.
d) Akıl iyi ve kötü davranışları genel olarak algılayabilmektedir. Ama ayrıntılarda -ki insanın pratik yaşamında daha çok bunlara ihtiyacı vardır- yetersizdir. Örneğin: Akıl Allah’a şükretmenin iyi bir şey olduğunu veya ona ibadet edilmesini gerektiğini bilir, ama nasıl şükredeceğini ve nasıl ibadet edeceğini bilemez. Ya da akıl anne babaya saygının gerekli olduğunu bilir ama onlara saygının en güzel şeklini ortaya koyamaz. Akıl insanın nefsine, heva ve heveslerine uymaması gerektiğini derk eder ama bunlarla mücadele etmenin yöntemlerini bilmez.
e) Akılın metafizik hakkında bilgisi yoktur. Berzah, cennet, cehennem, melek, cin vs. alemler hakkında hiçbir bilgiye sahip değildir.
f) Akıl, bütün insanları saadete götürecek evrensel kanunlar koymakta da yetersidir. Dünyadaki bütün milletler bir araya gelip milli menfaatlerini göz ardı ederek bütün insanları saadete ulaştıracak evrensel kanunlar yapmak isteseler yapamazlar.
g) İnsanın yaratılış hedefi onun yüce erdemlere ulaşmasıdır. Akıl insanı bu hedefe ulaştırmakta yetersizdir.
Bütün bunlar ve burada sayamadığımız daha başka faktörler göz önüne alındığında aklın yetersizliği açıkça görülmektedir.
İşte yüce Allah, insan aklının yetersiz kaldığı hususlarda ona kılavuzluk edecek, içgüdü ve duygularını kontrol altına alacak, onu selamete ulaştıracak, insanî olgunluğa erişmesi için ona yol gösterecek peygamberler göndermiştir. Bu şekilde insan aklının eksik yönlerini tamamlamıştır.
İmam Ali (a.s) peygamberlerin gönderiliş felsefesi hakkında şöyle buyuruyor: ‘Allah, insanların fıtri sözlerini tutmalarını istemek, unuttukları nimetleri hatırlatmak, aklın definelerini (gizliliklerini) ortaya çıkarmak ve kudret ayetlerini göstermek için kesintisiz nebiler gönderdi.’ (Nehcü’l-Belağa)
Büyük alimlerden Feyz-i Kaşani peygamberlerin gönderilme nedenleri hakkında şöyle demektedir:
1- Dünya hayatını gaybi yardımlarla düzene koymak.
2- İnsanları ilahi yola yöneltmek.
3- Şehveti ve gazabı aklın emrine tabi kılmak.
4- Dünya hayatını uhrevi hayata göre düzenlemek.
5- İnsanı bedbahtlıktan kurtarıp saadete ulaştırmak.
Yine büyük İslam filozofu İbn-i Sina, “Şifa” adlı eserinin “İlahiyat” bölümünde insanın doğası gereği toplumsal bir varlık olduğunu vurguladıktan sonra şöyle yazmaktadır:
‘İnsanın bekası ve tekâmülü için peygambere olan ihtiyaç, insanların kirpik ve kaşından, ayak tabanının içeri doğru eğik olmasından daha önemli ve daha fazladır. Bu durumda ezeli ilahi inayet ve lütuf insan vücudundaki bu incelikleri ve faydaları göz önüne alırken, insanlığın bekasında esas olan peygamber göndermek gibi bir ihtiyacı görmezlikten gelmesi mümkün değildir… O halde insanların içinden peygamberlerin gönderilmesi zorunludur.’
Hıristiyan teolog Ian Barbour da der ki: ‘Vahiy aklın hükmünü ortadan kaldırmaz aksine onu olgunlaştırır. Tahkik ve tefekkür dini taahhütle beraber olabilir.’
Kısacası aklın kendisi de insanın dünya ve ahret saadeti için Allah’ın (c.c) peygamberler göndermesi yani vahiy göndermesi gerektiğini kabul etmektedir.
Selam ve saygılarla.
Ehlibeyt Alimi İlahiyatçı Yazar Serdar Aytekin