HAZRETİ ÜMMÜL BENİN (S.A)
Hazreti Ümmül-Benin (s.a), Ehl-i Beyt (a.s)’ın konum ve mevkiine arif olan, ihlâs ve sefayla onların muhabbet ve velayetlerine liyakat gösteren birisiydi. Bu tavrının karşılığında ise, vahiy ailesi tarafından üstün bir makamla mükâfatlandırılmıştır.
Hazreti Ümmül-Benin (s.a), evlendikten hemen sonra, İmam Hasan (a.s) ile İmam Hüseyin (a.s)’ın hasta olduklarını görür. Hazreti Ali (a.s)’ın evine gelin olarak gelen bu değerli kadın, büyük bir ihlâs ve dürüstlükle İmam Hasan (a.s) ile İmam Hüseyin (a.s)’ın hizmetine kendisini adayarak şöyle der:
“Bu iki efendi, hastalıklarından iyileşmeyinceye kadar, ben evliliğin tadını tatmayacağım.” Bunun karşısında, Hazreti İmam Hasan (a.s) ve İmam Hüseyin (a.s) da, Ümmül-Benin (s.a)’ı çok seviyorlardı.
Hazreti Ümmül-Benin (s.a) da, Hz. Fatima (a.s)’ın bu iki nuruna merhametli bir anne gibi bakıcılık yapıyordu. Elbette iman ehlinin serveri ve efendisi olan, Hazreti Ali (a.s)’dan terbiye gören ve onun edep ve ahlaki ile bütünleşen birinden böyle şeyleri duymak şaşılacak bir şey değildir.
Hazreti Ümmül-Benin (s.a)’dan dört erkek çocuk dünyaya gelmiştir: Abbas, Abdullah, Cafer ve Osman. Bunların en üstünü ve efendisi de Abbas (a.s) idi ve Hazreti Ümmül Benin (s.a) bütün evlatlarını, Hazreti İmam Hüseyin (a.s)’a kurban vermiştir. Zira Kerbela’da dört evladının şehit olduğu haberini duyunca o gayretli hanım şöyle buyurdu:
“Keşke oğullarım ve yeryüzünde olan her şey Hüseyin’e (aleyhisselam) feda olsaydı da o yaşıyor olsaydı.”