Allah´ın Kalesi
Yüce rabbimiz, peygamberimiz Hz.Muhammed´e (s.a.a) inananlara hayırlı ümmet unvanını vermiştir. Ancak hayırlı ümmet olmayı şarta bağlamıştır. Özet olarak ayet-i kerime ‘’Sizler marufa (iyiliğe) davet eden ve münkerden (kötülükten) sakındıran olduğunuz zaman hayırlı ümmetsiniz’’ diyor. Hayırlı ümmet olmak da en kutsal derecedir. Çünkü yüce Allah peygambere hayırlı ümmet olanları beşerin ve insanoğlunun hidayetçileri ve örnekleri olarak tarif ve takdim etmiştir. Yüce Allah´ın yardımı, peygamber ümmetinin onun sünnet ve yolunda olmasıyla tecelli edecektir. Ümmet kendi arasında vahdet oluşturduğu zaman Allah´ın rahmeti, lütfu ve yardımı bu ümmetin üzerine olacaktır. Ümmeti bu değerlerde karar kılıp, vahdetini oluşturacak şey ise peygamberin hak vasileri olan 12 imamın velayetinde bulunmalarıdır. 12 imamın velayetinde bulundukları zaman bu dinin düşmanları, dini ortadan kaldırmaktan umutlarını keseceklerdir.
Bu konuyu bizler Gadir-i Hum´da, peygamberimizin (s.a.a) İmam Ali´nin (a.s) velayet ve imametini resmen tebliğ ettiğinde, yüce Allah´ın kitabında görmekteyiz. Maide suresi 3.ayet-i kerimede; ‘’…Bugün kâfirler dininizden (onu yok etmekten) ümitlerini kestiler. Artık onlardan korkmayın, benden korkun…’’ buyuruyor.
O güne kadar kafirler umutlarını peygamberin vefatına bağlamışlardır. Resulallah´ın vefatından sonra bu ümmet bölünüp, parçalanır ve onlar da bu dini ortadan kaldırmış olurlar diye plan kuruyorlardı. Ancak İmam Ali´nin velayetinin ilanı, onların planını suya düşürdü.
Evet, ümmeti gerçekten bir arada tutacak olan şey bilgi, cesaret ve peygamberin sahip olduğu bütün özelliklere sahip olmaktır. Bu özelliklerin tamamı İmam Ali (a.s) ve diğer imamlarda (a.s) mevcuttur. Allah´ın ümmete ve dine yardımı da burada mana kazanmaktadır. Bu hakikati hadis-i kutside yüce Allah şöyle buyuruyor; ‘’Ebu talip´in oğlu Ali´nin velayeti benim kalemdir. O kaleye dahil olan benim azabımdan eman ve güvencededir.’’
Bu hadis-i kutsinin yanında başka bir hadis-i kutside yüce Allah şöyle buyuruyor; ‘’La ilahe illallah sözü benim kalemdir. Benim kaleme dahil olan eman ve güvendedir.’’ Bu iki hadis-i kutsinin içeriğini birleştiren mana da sekizinci imam olan İmam Rıza´nın (a.s) hadislerinde yer almıştır. İmam Rıza´dan (a.s) nakledilen bu hadisin adına ‘’Silsilet´ul zeheb’’ yani ‘’Altın silsile’’ hadisi denilmektedir. Çünkü bu hadisin ravilerinin tamamı masumdur. Bundan dolayı altın silsilesi hadisi adı verilmiştir. İmam Rıza babası İmam Musa-i Kazım´dan, O babası İmam Sadık´tan, O babası İmam Muhammed Bakır´dan, o babası İmam Zeyn´ul abidin´den, O babası İmam Hüseyin´den, O babası İmam Ali´den, O Resulullah´tan, O cebrail´den (Allah´ın selamı onların üzerine olsun), O da Allah´tan şöyle nakletmiştir. ‘’La ilahe illallah sözü benim kalemdir. Benim kaleme dahil olan herkes eman ve güvendedir.’’ İmam, hadis-i kutsinin bu bölümünü okuduktan sonra bir ibare eklemiş ve ‘’Şartlarıyla’’ demiştir.
Daha sonra İmam Rıza (a.s) şöyle ifade etmiştir; ‘’Ben o şartlardanım.’’
Yani ümmeti Allah´a götürecek ve hak inancı koruyacak olan, peygamberden sonra bu ümmetin hak velileri olan, velayet ve imamet makamıdır. Tarih boyu bu hakikati görmekteyiz. Din 12 imamın omuzlarında var olmuştur. Onlar bu dini gerçekten de korumuş, yaymış ve önündeki engelleri kanlarıyla ve canlarıyla ortadan kaldırmışlardır.
Hasan Karabulut